(K)ADINSAL SOSYAL SORUMLULUK
Salı, Nisan 6, 2008 · Kategori: niye guluyorum ki_
Bu yazı 18 yaşından küçüklere uygun değildir
Bu yazı ironiden anlamayanlar için de uygun değildir.
Baba beni okula gönder.
Okula gidip okuyacağım. Büyüyüp okulum bitince de Milliyet Gazetesi’nin web sitesinde çalışacağım.
Baba beni okula gönder.
İşe girer girmez, Milliyet’in web sitesinin görünmez bir yerinde, en altlarda, küçücük bir yerde duran ve "Baba Beni Okula Gönder" projesini ifade eden kız çocukları figürüne her gün bakacağım.
Ben de bu sosyal sorumluluk projesi için çok çalışıp çabalayacağım.
Bu küçücük duyurunun yanına çıplak çıplak ablaların fotoğraflarını koyacağım.
Siteyi;
“bu kızların her yaptıkları olay”
“yeni model bond kızları”
“hey gidi gençlik hey”
“konuşan fotoğraflar”
“plajda bikinili rekoru”
“parçaları bul ünlüyü bil”
“ünlülerin taksi kabusu”
“galerini sen seç”
“en çılgın festival”
“Tüzmen’i yakan aşk listesi”
isim, içerik ve fotoğraflarla dolduracağım.
Haber ve yorum arayanlar biraz çalışsınlar. Para vermeden gazete okumak için biraz çabalasınlar değil mi?
Gazetede olduğunun aksine web sitesinde, çoğu haberi kadın bedeni fotoğrafı üzerinden vereceğim. Öyle ki bir oteldeki köpük banyosu faciasını bile eğlenen çıplak kadın fotoğrafları üzerinden vereceğim. Gazetenin web sitesini, üçüncü sayfa güzelleri ile dolduracağım. Aile kavgalarını, sağlık sorunlarını da çıplak olmayan kadınlar üzerinden vereceğim.
Baba beni okula gönder.
Futbol ve siyaset dışında tüm haberleri kadınların görüntüsü üzerinden vereceğim. Okumuşu yazmışı, köylüsü kentlisi, çıplağı kapalısı fark etmiyor hep kadın fotoğrafı kullanacağım.
Ciddi; ölüm, deprem, çatışma, kaza gibi haberlerin arasına “güzellerin perde arkası görüntüleri”ni, o da olmazsa “ünlülerin yakılacak fotoğraflarını” koyacağım. Gerçekten bunu yapacağım.
Mazeretim de, bu fotoğraflar olmazsa kimsenin siteyi tıklamaması olacak.
Baba beni okula gönder.
Senin beni okula gönderememenle, feodal ve cahil olduğunu düşünüyor olamalılar. Anlamıyor musun seni ve beni modernleştirmeye çalışıyorlar.
Mazeretim siteye reklam almak gerek olacak
Mazeretim daha çok kazanmak olacak.
Kız çocuklarının okuması
Kadına karşı şiddetin azalması
Medeni bir ülke olmak.
Kalkınmak, gelişmek, değişmek……
Anlaşılan bunlarla bunların hiç ilgisi yokmuş gibi davranacağım.
Modern kadın olarak da; ne yazık ki, okumuş yazmışları, idealleri olanları, idealleri uğruna şehir şehir dolaşan öğretmeni, hemşireyi, doktoru, mühendisi, eczacıyı, emeği ile beş çocuk okutan anneyi değil ya soyunuk kadınları ya mağdur kadınları haber yapıp onların fotoğrafını koyuyorlar.
Bunlar gazeteci ve okumuş yazmış insanlar ama nasıl oluyorsa, bu haberlerin seni ne kadar ürküttüğünü, korkuttuğunu anlamıyorlar.
Baba beni okula gönder.
Okula gitmek benim hakkım.
En temel haklarımdan biri.
Merak etme, beni o web sitesine de çalıştırmazlar artık.
Hamiş; İnsan bunca yıllık gazetesine üzülüyor
ŞU ŞARKIYI KATLETMEDEN SÖYLEYİN ARTIK
Pazartesi, Nisan 5, 2008 · Kategori: niye guluyorum ki_
Belki tatillerde daha çok canlı müzik dinliyoruz da ondan mıdır nedir, bu yıl tatilde artık iyice zıvanadan çıktım.
Çok alternatif tatil meraklısı değilseniz, tatilde gittiğiniz yer çadır kampından pansiyona, otelden tatil köyüne uzanıyor işte. Hepsinde de akşam yemeği ile başlayan iyi kötü bir müzik var . Çoğunda şu her işi kendi yapan orglardan var bir de şantörle işi kıvırıyorlar. Bazı yer daha amatör ve samimi, bir gitar bir bağlama yetiriyor. Bazısı bunların yanına keman, ud, cümbüş, darbuka veya batı tipi çalgı koyup orkestralar oluşturuyor.
Yemek müziğinden başlanıp, dans müziğinden, poptan dolanıp en sonundaki halaydan önce bir sanat müziği icrası gerekiyor. Üç aşağı beş yukarı böyle ortalık.
Her müzik dalının da olmazsa olmaz, baba parçaları var. Amerika'yı yeniden keşfetmek için ter dökmenin anlamı yok. Konukları anında coşturan, anında duygulandıran, anında kadeh kaldırtan her parça biliniyor.
"Çile Bülbülüm Çile " şarkısı da bu şarkılardan biri.
Bu şarkıyı seviyoruz.
Bu şarkıda duygulanıyoruz.
Bu şarkıda hüzünleniyoruz.
Fakat her kim ise, bir tarihte, bir şarkıcı, bu şarkının nakaratındaki "Allah" nidasını izleyenlere söyletmiş.
Buraya kadar güzeldi.
Buraya kadarını hatırlıyorum.
Biz nidaları söylerdik şarkıcı da şarkıyı. Bir sorun olmazdı bir sıkıntı yaratmazdı.
Ama aynı şarkıcı mıdır? Başka biri midir? Yine bir şarkıcı bir icrası sırasında, seyircilerin nidalarını beğenmemiş ya da beğenmemiş gibi yapmış.
Aman Allahım. İşte o talihsiz zamandan bu yana, bu şarkı hiç bir toplulukta doğru dürüst söylenemez olmuş.
Şimdi şarkıcılarda bir naz bir beğenmemezlik bir uyuzluk. İlla ki izleyiciye nidayı böğürte böğürte söyletecekler.
Aslında izleyen ilk nidayı güzel söylüyor ama sonra ikinci de üçüncü de beşinci de bıkıyor söylemez oluyor. Bu kez de şarkıcı rezilliği dışa vurmamak için "Şimdi oldu" deyip şarkıyı sürdürüyor.
Tırsan seyirci nakaratın ikinci kez gelişini gerilim içinde bekliyor. Ama şarkıcı uslanmamış, sanki kendisi divadır. Yine binbir havayla izleyici bağırmaya zorlanıyor. Tabi bu arada böğürmeyi bir sanat olarak değerlendiren izleyici sayısı da hiç az olmuyor.
Şarkının bu bölümünü normal söyleyen şarkıcıyı da uyaranlar çıkıyormuş. Bizi niye bağırtmıyorsun diye.
Böylelikle bir güzel şarkımız uzun süredir katledilmeden söylenemiyor dinlenemiyor.
Bence bu 12 Eylül'den sonra oldu.
vallahi ciddiyim
PARİS HİLTON GİTTİ Mİ ISSIZ ACUN KALDI MI
Pazar, Nisan 4, 2008 · Kategori: niye guluyorum ki_
Paris hanım gitti mi gerçekten?
Hiç iyi bir haber vermediniz çocuklar.
Aman Allah’ım şimdi biz ne yapacağız?
Düşürürler bizim emekli maaşlarını yine üç kuruşa.
Bak gör, bunlar önce maaşları düşürürler.
Sonra başka şeyleri. Böyle gider artık. Ben de tam hanımla birlikte bir tatile gidelim diyordum. Söylemesi ayıp, on yıldır bir seyahat yapamıyoruz da. Hovardalık edip birkaç kitap beğenmiştim. Onları da alamam şimdi. Gitti güzelim kitaplar. Hanıma söyleyeyim de, boşuna bakmasın sinemalara, tiyatrolara. Yine uzak kalacak yaşantımıza kültür ve sanat. Bir rakı sofrası bile kuramadık ona yanarım.
Emin misiniz sahiden gitti mi bu Paris kızımız?
Eyvah ki ne eyvah, dünya yine cehenneme mi dönecek?
Amerika tekrar mı işgal edecek Irak’ı? Yine her gün Bağdat’ta bombalar patlayacak. Yine sokakta ve semt pazarlarında çocuklar, kadınlar parçalanacak. Hastanelerinde ilaç, evlerinde yiyecek, su, elektrik bulunmayacak.
Ciddi misiniz? Bush ve Dick Cheney’in savaş suçlusu olarak yargılanmasından da mı vazgeçilecek?
Yani, Guantanamo cehennemi şimdi yeniden mi açılacak?
İçimizde, yanı başımızda yine mi kan dökülecek. Gençlerimiz, çocuklarımız mı ölecek?
BOP yerine Mihri Belli’nin HOP (Halkın Ortadoğu Projesi) uygulanmaya yeni başlanmıştı, şimdi o da mı bırakılacak ? Bölge halklarının şölenle açtıkları barış kapıları, yeniden mi kapanacak?
Bana kötü bir şaka yapmıyorsunuz değil mi evladım?
Sahiden gitti mi bu Paris hanım?
Afrika’daki kardeşlerimiz yine mi aç kalacak?
Birleşmiş Milletler; “Bizim yerimiz insanlığın en temel sorunlarının olduğu yerdir” diyerek Afrika’ya taşıdığı merkezini yeniden New York’a mı taşıyacak?
Uganda’da, Zimbabve’de, Burundi’de sağlanan iç barış, bir kez daha mı bozulacak? Darfurlu’lara sağlanan evler, ellerinden geri mi alınacak?
Kalkınmacıların, kendi reçeteleriyle değil halkın bilgeliği, rehberliği ve önderliğinde başladıkları çalışma geri mi kalacak?
Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Bankası ve İMF; dünya halklarından özür dileyerek kendilerini lağvetmişlerdi. Binalarını da evsiz barksızlara bırakmışlardı, onlar da mı yeniden açılacak ?
Yapma be çocuğum. Hiç iyi bir haber vermedin bana.
Bak, ensemden bir ateş yükselmeye başladı. Biriniz bi tansiyon aleti bulup gelsin hemen.
İsrail yetkililerinin; Gazze’de ve Batı Şeria’da kendi elleriyle ve Filistinli çocukların katılımlıyla yıktıkları duvarlar, yeniden mi inşa edilecek? Barış ve kardeşlik heyetlerinin başladığı çalışma bitirilecek mi?
Ah, niye hemen gitti bu kızcağız?
Biraz daha kalsaydı ya.
Bizi Avrupa Birliğinden de çıkarırlar şimdi.
Sarkozy’nin verdiği “Dünya; Barış, Neşe, Zenginlik, Eşitlik Ödülü”nü de elimizden alırlar.
Tekrar kamuya dönen ve kar eden kitlerimiz yeniden mi gidecek elimizden?
Hiçbir temel bilgiyi öğrenemeden çocuklarımız okur dururlar yeniden.
Kuş gribi, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi hortlar yine.
Altın sevdaları yüzünden, dağlarımızı, doğal kaynaklarımızı, zeytinliklerimizi, bağlarımızı, ağacımızı, suyumuzu, kurbağamızı, balığımızı yok etmeye başlarlar yeniden.
İstanbul’da; yetkililer, “Taksim’i her derbi maçı sonrası açıyoruz da emekleriyle yaşamımızı oluşturan işçi kardeşlerimize bir gün olsun neden açmıyormuşuz?” sözlerinden ve bundan sonra işçilerin yanında yürüme kararından da mı vazgeçecekler?
Belediyeler hem devletten hem vatandaştan alıp, vatandaşa hizmet vermeyecekler, bol bol şelale, gölet, bina yapıp duracaklar yine, öyle mi?
Parti başkanlığını bırakıp, son genel kurulda aday olanların, iyi bir genel başkan olabilmesi için onlara danışmanlığa başlayan Baykal, yine CHP’nin başına mı oturacak?
Ah be Pariscik, Ah be, biraz daha kalsaydın ne olurdu?
Biraz daha dişini sıksaydın.
Biraz daha göbek atsaydın.
Biraz daha soyunsaydın.
Biraz daha güzide medyamızın gündemi, süsü olsaydın.
Biraz daha bu cennette kalsaydık.
Gitmeseydin.
Gitmeseydin.
Kalıcı Bağlantı
ANNEME EMLAKÇI OLDUĞUMU SÖYLEMEYİN O BENİ HÜRRİYET
Salı, Nisil 8, 2008 · Kategori: niye guluyorum ki_
Hürriyet Gazetesi’nin, daha doğrusu gazetenin emlak ekinin son günlerde bir reklamı var.
Reklamda;
terlemiş ve bunalmış bir usta ile,
küçük bir kebapçı dükkanı ile
ve sinek avlamaya yakınlıkta yani az müşteri ile kendilerince zavallı bir atmosfer oluşturuluyor.
Takım elbiseli, genç, dinamik bir adam dükkana geliyor. Doğrudan ocak başına, ustanın karşısına oturuyor. Bir acılı lahmacun siparişi verecek diyorsunuz. Demiyor. “Usta bana bir ev, bir artı bir bile olsa yeter” diyor. Usta, “Adana versem” diyor. Müşteri; Ev istiyor hem de acil. Şimdi ne yapsın bu garip usta, “Hallederiz” diyor. Halledemiyor.
Müşteri dükkan kapanıncaya kadar orada bekliyor falan falan.
Reklamın sloganı da şu; Biz kebap yapmıyoruz. Burası hurriyetemlak.com, burada sadece emlak var.
Ben de tüm okuyucuları gibi Hürriyet’i gazete sanıyordum.
Belki çalışanları, muhabirleri, köşe yazarları hatta sahibi bile öyle sanıyordu. Hep birlikte yanılmışız.
Yıllarca okuduğumuz gazete bir emlakçıymış.
Kimse onlara, “Siz kebap yapıyorsunuz” demedi ama, onlar iddia ediyor ki, “Biz kebapçı değil emlakçıyız”. Hem de uzman emlakçı.
Tuhaf oluyor insan.
Bir gazetenin, para verip yaptırttığı reklamında, kendisini, kebapçıyla emlakçı arasında bir yere koyup tartıştırmasına ilk kez tanık oluyoruz.
Ne diyelim.
Allah daha beterini vermesin.
NEYSE DÜZELTMİŞLER DAHA DOĞRUSU REKLAMI KALDIRMIŞLAR.
ÜNLÜ MAMULLER
Cumartesi, Şubat 23, 2008 · Kategori: niye guluyorum ki_
Bundan bir kaç yıl önce televizyondaki magazin programları tartışılır gibi olmuştu.
Tartışmayı o zamanki RTÜK başkanı kamuoyuna açmış ve taraf olmuştu. (Televizyonlarda RTÜK'ün taraf olması gereken ilk konu magazin programları mıdır? O bambaşka bir tartışma konusu.) Ve o yıllarda bu tartışmalardan dolayı magazin programları gece geç vakitlere kaydırılmış ve tabii ki reytingleri çok düşmüştü.
Magazin kanal sahipleri için en ucuz maliyetli ürün. hani benzetmek caiz ise 1 milyonluk Çin malları satan dükkanlar gibi.
Şimdi iyi programlar için kim yaratıcıları bulacak?( Öylesine yok edildiler ki) ? Kim iyi para ödeyecek? Kim zaman harcayacak? Kim gündemi, yaşamı nesnel ve adaletli takip edecek?
Kim İktidarı ya da ilk seçimde iktidar olup muslukları kesecek olan muhalefeti küstürmeyi göze alacak? Kim söyledikleri ile tutarlı olmak isteyecek? Kim bilinçli, sağlıklı, mutlu bir halka tahammül edebilecek ve onlara çöplük ürünlerini kakalamaya kalkışma cesareti gösterecek.
Falan filan.
Eee programlar da geceyarısına alınınca reytingler çok düştü ne yapılacak şimdi? gelsin BBG' ler gitsin pop starlar, oryantaller, danslar alaturkalar. İşte ilk ünlü mamullerini bu programlarda yarattılar.
Bu ünlü mamuller kendilerine sanatçı diyebilecek denli ümmi, kendine yapılanlara karşı insani savunma yapmaktan aciz kalacak denli hırslı, her gün olay çıkarıp gün gün öldüklerinin farkında olmayarak yaşayan zombiler kadar verimli ürünler.
yarışma adı altında yapılan ünlü mamul üretimi yetmediğinden televizyonlarımız bir de sabah programlarına el attılar. Sağlıklı olmasa da sabahları biraz yemek tarifi biraz şarkı, biraz reçete misali yürütülen programları ünlü mamul marketine çevirdiler.
Bütün kadın programlarına ünlü mamullerini monte ettiler ve ÜNLÜ MAMUL ENTEGRE TESİSLERİ kurulmuş oldu. Ne diyelim hayırlı olsun.
Ünlü mamul entegre tesisinin mamule yaklaşımı ilginç. Değişik bir pazarlama taktiği güdüyorlar. Ürün ister kaliteli ister kalitesiz olsun tesiste amaç ürünü yerden yere vurmak, didiklemek, üzerine çıkıp çiğnemek ve tüketiciye en kanlı haliyle sunmak. Yeni bir pazarlama tekniği olsa gerek.
Yakında haber kanallarında çeşitli kurumlarımız gibi bu tesisin de özelleştirme ihalelerini canlı yayınlardan izleyebiliriz
hatta kurulmamış şirketlere bile ihale edebiliriz.
Ne diyelim
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!